Spor Günlüğü

Spor Gündemi İle İlgili Haberler, Yorumlar

Bakan Özak’ın Trabzonspor’u Ziyareti

Posted by sporgunlugu 25 Kasım 2006

Bugünkü gazetelerde Trabzonspor eski kulüp başkanlarından olan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak‘ın Fenerbahçe maçı öncesi Trabzonsporu’u ziyaret ederek yönetim kuruluna, teknik heyete ve futbolculara moral verdiği belirtiliyor. Bakan Özak’a ziyarette AK Parti Trabzon Milletvekili Mustafa Cumhur da eşlik etmiş.

Geçen günlerde de bir savcının alt seviyede bir futbol takımını ziyaret ederek baklava ikram ettiği haberine rastlamıştım.

Siyasilerin ve bir şekilde devlette çalışan insanların futbol kulüpleriyle bu kadar yakından ilgilenmeleri sadece Türkiye’de meydana gelen bir durum değil. Ancak ülkemizde bu işin suyu çıkmış durumda.

Özak‘ın ziyaretinin samimi olduğuna inanmak isterim. Ancak daha geçen gün Fenerbahçe yöneticilerinin  yaygara koparma alışkanlığını iyice perçinleyerek yaptığı açıklamaların ardından Bakan’ın bu ziyareti hem Fenerbahçe’ye hem de Federasyona mesaj niteliği taşıyor. Bakan’ın amacı ne olursa olsun, objektif gözle bakılarak değerlendirildiğinde bu ziyaretin amacının sportif olduğunu iddia etmek çok zor.

Ülkemizde Belediyeler, her ne kadar kanunla yasaklanmış olsa da, profesyonel spor dallarında takımları yönetmektedirler. Bazı belediye başkanları, milletle dalga geçer gibi, “onursal” sıfatıyla başkanlık yapmaya devam etmektedirler. Belediyelerin profesyonel sporda yer almalarının hiçbir mantıklı açıklaması olamaz. Amaç sadece göz boyamak… Birçok futbol kulübü parasızlıktan şikayet ederken, Belediyelerin halktan ve devletten aldıkları parayı göz göre göre çarçur etmeleri kabul edilemez.

Sadece belediyeler olsa, yine iyi. Milletvekillerinin, Bakanların futbol kulüplerinin yönetimde yer aldıkları, hatta başkanlık yaptıkları biliniyor. Zaten onlar da bunu saklamıyor. Hatta övünülecek bir şeymiş gibi, açık açık dile getiriyorlar. 2004 senesinde Türkiye Futbol Federasyonu Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanunla, hakkında soruşturma açılmış, soruştuması devam eden, hatta kapatılmış kulüpler kurtarıldı. Kanunun kabul edilmesinin ardından yapılan konuşmalarda ise bir kulüp başkanı olan milletvekili Meclis’e teşekkür etti.

Düşünebiliyor musunuz? Milletvekilleri kendi takımlarını, temsil ettikleri şehrin takımlarını kurtarmak için kanunda değişiklik yapmaktan en ufak bir sıkıntı duymuyorlar. Siyasilerin bu şekilde kürsüyü kullanmaları sadece kanun tasarıları görüşmeleri ile sınırlı değil. Her hafta, Süper Lig’de veya 2. Lig’de yer alan kulüplerin şehirlerini temsil eden bazı milletvekilleri, takımları maçı haksız yere kaybedince, hakem hataları söz konusu olunca veya PFDK ya da Tahkim Kurulu tarafından cezalandırıldığı zaman, seçmenlerine selam söylemek amacıyla koskoca Meclis’i kahvehane sohbetleriyle meşgul etmektedirler.

Siyasilerin sporu alet etmelerinin sıkıntısını ise spor federasyonları ve sporcular çekiyorlar. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin‘in Haluk Ulusoy ile olan kişisel çekişmesi ve onun bunu onur meselesi haline getirmesi belki Futbol Federasyonu‘nun FIFA tarafından cezalandırılması ile sonuçlanacak. FIFA‘nın sık sık Türk federasyonunu uyarması ne yazık ki fayda etmiyor. Bakan Şahin, dün verdiği beyanatta, FIFA‘nın talebi üzerine çeşitli kuralları değiştirdiklerini, Bakan’ın inceleme başlatması ile ilgili düzenleme konusunda FIFA‘dan bir itiraz gelmediğini ve her şeyin kurallara uygun yürütüldüğünü açıklamış. Sayın Şahin, FIFA‘nın kurallardan öte uygulamayı dikkate aldığını unutmaması gerekir. “Ey kulüpler! Genel Kurulu toplayın! Toplamazsanız, ben toplarım!” demek ne kadar demokratik bir yaklaşımdır? Şimdi Genelkurmay Başkanı çıkıp “Ey Türk milleti! Bu AKP hükümetini seçimle indirin! Siz indirmezseniz ben indirmesini bilirim!” demesi ne kadar demokratik olur? Sonuç aynı değil mi? Böyle bir şey söylense, AKP ne yapar? Ne der? Askerin de devletin huzurunu ve düzenini koruma görevi yok mu? Ama demokratik bir toplumda askerin darbe yapması düşünülemez. Askerin siyasete karışması demokratik toplumlarda hoş karşılanmaz. Askerin siyasi söylemde bulunması her zaman eleştirilir. Zira askerin işi siyaset değildir. Askerin benzer bir söylemde bulunması durumunda AKP bir şey diyemese bile AB, Avrupa Komisyonu, uluslararası kamuoyu devreye girmez mi?

Siyasinin işi de spor değildir. Siyasiler sporu, bilenlerin eline teslim etmeliler. Yönetmelikleri de, yine eskiden olduğu gibi, spordan gelenlerin yönetmesine imkan verecek şekilde düzenlemelidirler. En kısa zamanda GSGM’nin en kısa zamanda lağvedilip, Spor Yüksek Kurumu’nun kurulması; bu Kurum’un da GSGM Teşkilatı’ndan gelenlerden ve siyasilerden değil, spor yönetimi uzmanları ve profesyonellerden oluşması gerekir.

Türk insanının en büyük hatalarından biri, kendisini herkesten daha zeki zannetmesi! Ancak asla unutulmamalı ki, FIFA “şark kurnazlığı” olarak da bilinen bu tür davranışları, en kaba tabirle, yemiyor. FIFA‘nın yönetimlerine siyasi müdahale yapılan, siyasetin yönetiminde olan  futbol federasyonlarını cezalandırdığını futbolla ilgilenen herkes bilir. En son örnek de İran oldu. FIFA‘nın Yunanistan, Portekiz ile ilgili kararlarını ve Afrika’nın bazı federasyonlarının üyeliğinin askıya aldığını çabuk unutan, daha kötüsü, bu gelişmelerden bihaber bazı kulüp yöneticilerinin (!) futbolu kendi arka bahçeleri gibi görerek serbestçe at oynatmaları ve bunu sırtlarını siyasilere dayayarak yapmaları Türk sporundaki sığlaşmanın ve yolsuzluğun en açık göstergesi. Ankara’ya turnuvaya giden büyük (!) takımların yöneticilerinin Başbakan’ı, Bakanları ve askeri yetkileri ziyaret etmesi komik bile değildir. Bundan endişe duymak gerekir.

Bu durum elbette sadece futbolla sınırlı değil. Siyasilerin diğer spor dallarına el atması ve sporu siyasal güç olarak kullanmalarının son örnekleri ise özerk federasyonların seçimlerinde karşımızı çıkıyor. Özerk Federasyonlar Seçim Kurulu, seçim prosedüründe yanlış uygulamalar olduğu gerekçesiyle çoğu federasyonun seçimini erteledi. Ancak aynı zamanda GSGM’nin ve AKP’nin desteğini alan bazı kimselerin adaylıklarını, başvuru süresi geçmesine rağmen kabul etti. Bakan’ın, GSGM Vekili’nin ve il müdürlerinin oy verdiği seçimlerde kulüplerin sözünün geçmemesi sonucunda yine siyasi irade federasyonların yöneticilerini belirliyor. Özerklik sadece kağıt üzerinde kalıyor. Türkiye’de sporda özerklik “siyasilerin devlet bütçesini kullanmadan, başkasının cebinden sporu yönetmesi” olarak algılanıyor. Kulüplerin de siyasi baskıya boyun eğmeleri sonucunda, yönetim siyasi kanada teslim oluyor ve sporda bir türlü istenen gelişim sağlanamıyor. Siyasilerin, ellerini güçlendirmek amacıyla yönetmelikleri durmadan değiştirmeleri sonucunda sporda hukuki açıdan da kaos söz konusu. Yakın zamanda bu konuda detaylı bir yazıyı örnekleriyle yazacağım.

Uluslararası alanda Türkiye’yi rezil eden diğer bir olay F1’deki ödül kriziydi. KKTC Cumhurbaşkanı Talat‘ın F1 ödül töreninde ödülü vermesi sonucu FIA tarafından verilen cezayı TOBB Başkanı ve Bakan’ın milliyetçi bakışla eleştirmeleri ve olayı saptırmaları dikkat çekiciydi. Türk halkının da Kıbrıs konusundaki hassasiyetini de kullanan siyasiler hatalarını çok güzel bir manevrayla saklamayı başardılar. Bakan Şahin‘in FIA kararını eleştirirken “Ben de siyasiyim. Ben de ödül veriyorum. Bana da mı ceza verecekler?” gibi ifadeler kullanması bile Bakan’ın bu konuda hiç hassas olmadığını gösteriyor. Bakan’ın da çok iyi bildiği gibi, söz konusu ceza, ödülün bir siyasi tarafından değil, tanınmayan bir devletin Cumhurbaşkanı tarafından sunulması sebebiyle verilmişti. Bakan, bu durumu Türk halkına anlatamayacaksa, gerçeği saptırmak yerine, hiç konuşmaması veya konuyu bir diğer ama yalan olmayan konulara çekmesi doğru olurdu.

Siyaset-spor ilişkisini en güzel anlatan kitaplardan biri, siyasi söylem olmadan yazılan harika bir eser olan “Sporda Devlet mi, Devlette Spor mu?” adlı kitaptır. Türkiye Olimpiyat Komitesi yayını olan bu kitapta siyasetçilerin spora müdahalesi trajik ve trajikomik hikayelerle anlatılmaktadır. Bu konuyla ilgilenen herkesin bu incecik kitabı okumasını tavsiye ederim. Diğer bir eser ise, rahmetli Sinan Erdem‘in otobiyografisidir. Erdem, Türkiye Olimpiyat Komitesi’nin bugüne kadarki gelişimini izlerken siyasilerin sporun dibine nasıl dinamit koyduklarını birebir yaşanmış anılarla ortaya koymuştur. Elbette onlarca eser ve makale vardır bu konuda. Ben aklıma ilk gelenleri yazdım. İsmini hatırlamadıklarım da var. Onları da eklerim. Son önerim ise, Milliyet’in cevval spor muhabiri Cemal Ersen‘in bugün yayınlanan köşe yazısıdır. Yakın zamanda bu konu ile ilgili çıkan eserlerin dar kapsamlı listesini sizinle paylaşacağım. Sizin de bildiğiniz kitaplar, makaleler, köşe yazıları varsa lütfen benimle paylaşın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: